AGF Yönetimi Alanya’da toplandı
AGF Yönetimi Alanya’da toplandı
İçeriği Görüntüle

Onikişubat İlçesi Muhtarları Yardımlaşma Derneği Başkanı ve Serintepe Mahallesi Muhtarı Ramazan Gürbak, 8 Mart Dünya Kadınlar günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Gürbak mesajında şu ifadelere yer verdi: “Allah dünyada her şeyi çiftler halinde yaratmış bu çiftler birbirinin tamamlayıcısı olmuşlardır. Erkek ile kadın bir bütünün iki eşit parçalarıdır. Biri olmadan bu bütünün tamamlanması mümkün değildir. Erkeğin çifti olan Kadın gerçek değerini İslam ile bulmuştur. “Ortaçağ avrupasında kadının ruhu var mıdır?'' tartışması yapılırken İslam âleminde kadın en muallâ mevki olan annelik makamına oturtulmuş cennet onun ayakları altına sunulmuştur. Erkek kadın ilişkileri bu üstün mevki dikkate alınarak düzenlenmeli, aciz insanların müracaat ettiği şiddete kesinlikle yer verilmemelidir. Şiddet, ancak fikir planında tükenmiş kişilerin uyguladığı insanlık dışı bir davranıştır. Bizim için en güzel örnek olan Hz. Peygamberin hayatında bu vb. davranışlara rastlamak mümkün değildir. Aksine Hz. Peygamber bir hadisi şeriflerinde beş garibi sayarak zalim bir kocanın nikâhında bulunan kadının garip olduğunu buyurmuştur. İnsanların birbirinden uzaklaştığı bencilliğin arttığı şu asrımızda kadınlarımız daha fazla şiddete maruz kalmaktadır. Kadınlarımız Müslüman toplum için ayıp sayılacak kadın sığınma evlerinde kalmaya zorlanmaktadır.''

HER KADIN BİR ANNEDİR VE KADINLAR BİZE ALLAH’IN EMANETİDİR

Çağlar öncesinden seslenen Hz. Peygamber; “Size iki zayıfı emanet ediyorum bunlar kadınlar ve yetimlerdir'' buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber “ Benden sonra erkeklerin en çok kayba uğrayacakları sınav, kadınlar konusundaki sınavdır'' buyurmuşlardır. Dinimiz savaşta dahi kadınlara dokunmayı yasaklamışken, Kur’an da kadınların hak ve hukukunu anlatan müstakil bir sure varken, hakkı temsil etme gibi bir misyonu olan İslam toplumuna kadına yönelik şiddet yakışmamaktadır. Yapılan eylemin İslâma mal edilmesi de ayrı bir günahtır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) kadın haklarına saygı gösterilmesini istemiş, Veda Hutbesi’nde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’a karşı gelmekten sakınmanızı tavsiye ederim." (Müs-lim, Hac, 147) Kadına yönelik aile içi şiddet, son yıllarda daha görünür hale gelen; yaygınlığı ve etkileri giderek daha fazla anlaşılan bir olgudur. Kadına yönelik şiddet çok boyutlu olarak ele alınması gereken bir sorundur. Oysa günümüzdeki dayak olaylarına baktığımızda, kadını dövmek için türlü bahaneler aradıklarını görmekteyiz. Kendi iç dünyalarındaki yaşadıkları fırtınaları, iş hayatında yaşadığı olumsuzlukları, trafikte yaşadığı stresi, hatta çok acıktığında yemeğin biraz gecikmesi, tuzunun eksik olması dahi, kadını dövmek için yeterli bahanelerdir. Bu dayaklar da neredeyse falakaya çekip kafa göz kırmaya hatta Allah göstermesin ölümlere kadar gidebilmektedir. Bu durum sadece ülkemize has bir olay değildir. Dünyanın birçok ülkesinde kadınlar dayak yemektedirler. Gelişmiş ülkelerde çok az olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ve ülkemizde dayak, fazladır… Zengin-fakir, eğitimli-eğitimsiz her kesimde dayak olayına rastlayabilirsiniz. Hatta istatistiklere göre, kırsal ve eğitimsiz kesimlerden çok, kentli ve eğitimli erkeklerin kadınlarını daha çok dövdüğü görülmüştür. Çünkü kadınlarda eğitim yükseldikçe, doğal olarak haklarını aramaya başlamaktadırlar. Özellikle ekonomik özgürlükleri olan hanımlarımız eşlerine bazı haklarını hatırlattıklarında, nedense bazı eğitimli beyefendiler bu özel hakları reddederek, eşlerini dövmektedirler. Hatta sadece dayak değil, hakaret dolu sözler, aşağılayıcı davranışlar, toplum karşısında küçümsemeler, evde yapılan baskılar gibi yüzlercesi sıralanabilir. Tarih boyunca “kadını aşağılamak, küçümsemek, yaşadığı tüm olumsuzluklarda, hatta dışarıda amirinin-patronunun yanında sus-pus olup ta, evini ve kocasını bekleyen, suçsuz ve masum eşinden hırsını almak, ezmek, baskı yapmak'' bazı hasta ve kendini eksik gören erkeklerin en büyük ortak noktaları olmuştur.''

'DAYAK OLAYINI SADECE KADINLARDA GÖRMEMEKTEYİZ'

Hatta dayağı yiyen kadın da, çocuklarını döverek kendileri de dayak atmaktadırlar. Dolayısıyla kadınlar farkında olmadan, dayakçı bir nesil yetiştirmektedirler. Bu duruma eğiticileri ve diğerlerini de ilave edebiliriz. Basında çok sık duyduğumuz “dayakçı öğretmenler,'' dili olmayan hayvanları döverek işkence yapanlar. Hatta trafikte el frenini çekip de, şehrin orta yerinde meydan dayağı çekenler bile vardır. Anlayacağınız insanların çoğu, Allah’ın tüm canlıların içinde, insanlara verdiği konuşma mucizesi yerine, nefislerine uyarak kaba kuvvet kullanmayı tercih etmektedirler. Eşler arasında sevgi, saygıyla beraber oluşur. Saygıyı bitiren tek olay,“atılan tek bir tokattır.'' Ruh sağlığı yerinde olan bir koca, eşine tokat atmaya yeltenecek kadar kendinde bu cesareti bulduysa, artık o evlilikte saygı bitmiştir. En azından kocanın kadınına karşı olan saygısı azalmıştır. Çünkü insan psikolojik olarak kendinden üstün, güçlü ve saygı duyduğu insana karşı el kaldıramaz, hatta bu davranışı düşünmesi bile söz konusu olamaz. Bu hangi kesimden olursa olsun durum böyledir. Kadına şiddet sadece fiziksel anlamda değildir. Psikolojik alanda yapılan baskılar dahi kadınların hayatını doğrudan etkileyecektir. Ülkemizde kadınların birçoğu psikolojik bakımdan baskı görüyor. Toplum içinde öyle bir zihniyet vardır ki, erkeklere daima üstün gözüyle bakılarak onlara aşağıdan bakılmıştır. Ülkemizde artan kadın cinayetlerin haddi hesabı olmadığı gibi namus sorunu olarak görülerek devam edilmiştir. İnsanlar çevrelerine baktığı zaman kadının yaptığı hatalar daima namus sorunu olarak kabul ettirilmektedir. Kadınların düşünceleri doğrudan etkilenmiş ve yaşamsal olarak sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Ülkemizde kadın cinayetlerinin temel sebebi kıskançlık ve namus gerekçesi gösterilerek yapılmasıdır. Her alanda kadına şiddet sanki normal bir yaşam davranışı kabul edilmiş gibi bütün yaygınlığıyla devam ediyor. Oysa unutmamalıyız ki, kız çocuğundan yaşlı nenemize her kadına atılan en küçük bir fiske bile apaçık terördür. Çünkü onlar kızlarımız, bacılarımız, eşlerimiz ve “Cennet ayaklarının altındadır'' dediğimiz annelerimizdir ve de bu dünyanın meşakkati onların omuzlarındadır. Bunları bilerek, “Kadınımız kutsaldır. Onlara kalkan eller kırılsın,'' demekle iş bitmiyor. Öncelikle kadınlara yönelik her türlü şiddetin psikolojik, sosyolojik ve hukuksal bir sorun olarak kabul edilmesi şarttır. Devlet, çıkaracağı yeni yasalarla, alacağı önlemlerle daha caydırıcı olmanın çarelerini bulmak zorundadır. Toplum olarak biz de, sivil toplum kuruluşları, medya, basın, tüm iletişim araçları ve herkesin katkısı ile ciddi bir kampanya başlatalım. Böyle bir kampanyada yer almanın da en kutsal bir insanlık görevi olduğunu unutmayalım.''Kadına şiddetin son bulması dileği’ ile herkese sağlık, mutluluk ve başarılar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.''

Haber Merkezi