16 Temmuz 2016 tarihi. Yani Darbe girişiminin ertesi sabahı. Sokakta yürürken, insanlarla sohbet ederken, televizyon izlerken herkesin çehresinde aynı endişe, aynı öfke ve daha önemlisi aynı kararlılık. Sahip çıkılan demokrasi. İnsan onuruna yapılan kalkışmaya karşı dimdik bir duruş. O sabah bir anket yapılsa demokrasiye olan bağlılık yüzde doksan dokuz, mevcut iktidara olan oy oranı belkide Türk siyaset tarihinin görmediği, görmeyeceği bir yüzdeye denk gelecekti.

Olayın ardından diğer siyasi partilerin mevcut iktidara desteği, ülke siyasetinin uzun süredir unuttuğu bir olma duygusu, birlik görüntüleri hoş bir seda gibi halk olarak yüreğimize bahar esintisini üflüyordu. Tarihte yerini alacak ve sık sık telaffuz edeceğimiz Yenikapı mitingi ile içimizden bir ses bu ülkeyi kimse yıkamaz, yeter ki birlik olalım diye fısıldıyordu.

Hain kalkışmanın ardından yaklaşık 50 günlük bir süre geçti. Ne mi değişti. Hiç bir şey değişmedi, aynı siyasi ve toplumsal mutabakat devam ediyor desek ne kadar gerçekçi olur?

Adli yılın açılış töreninin Beştepe’de yapılması ile o siyasi mutabakattan ilk çatlak sesi duyduk. Ancak bizim asıl konumuz toplumsal mutabakat.

Feto terör örgütüne üye olmak, yardım ve yataklık nedeniyle pek çok iş adamı ve kamu çalışanı ya görevinden alındı, yada cezaevine gönderildi. Hukuk sisteminin egemen olduğu, halkın hukuka inancında şüphe duymadığı durumlarda mevcut durumdan çok daha fazla kişi hakkında soruşturma başlatılması, açığa alınması, gözaltına alınması kimseyi rahatsız etmez. Tek kıstas, hiçbir vatandaşın hukukun varlığından, doğru ve süratli bir şekilde işleyeceğinden şüphe duymaması. Aslolan budur. Vatandaşın kendini devletine teslimiyeti, kendini daha özgür ve güvende hissetmesi ile mümkündür. Bu güveni hükümet daha fazla hissettirmeli, kişilerin adil yargılanıp, ak ile karanın itina ile seçileceğine daha sık vurgu yapması halkı rahatlatması gerekmektedir. Mevcut soruşturma, açığa alınma ve tutuklanmalar oldukça fazla insanı etkilemektedir.

Tamda bu noktada, Feto terör örgütüne üye olmaktan insanlar gözaltına alınırken, Devlet bu kanayan yarayı artık tüm kurumlarından tamamen temizleme kararlığını göstermişken, teröre bulaşmış, sempatizanlığını yapmış, her türlü desteğini alenen göstermiş ve sayısal olarak ta tespiti yapılmış 14 Bin Öğretmene ödül verir gibi batıya tayin edileceğinin açıklanması… Hele bir gecede 30 şehit verdiğimiz gün… Evet içimiz yandı.

Şükür ki aynı gün Başbakanımız bu 14 bin öğretmenin açığa alınacağını, yeniden görevlendirilmeyeceğini açıkladı. Yeter mi? Hayır yetmez. PKK Terör örgütünün açtığı yarayı kapatmaya hiç yetmez.

Aynı kararlılıkla, ülkemin her türlü kamu kuruluşuna sızmış terör örgütü sempatizanı, destekçisi, finans sağlayıcısı kim varsa tek tek tespit edilip adalet önüne çıkarılması gerekir. PKK’ lı vekillerin, belediye başkanlarının, işadamlarının, yazarların, derneklerin, memurların, esnaflarının hatta öğrencilerinin tespiti ile cezalandırılmaları halkın en büyük ve haklı beklentisidir. Çünkü PKK da bu ülkenin tüm kamu kurumlarına sızmış olup, istihbarat konusunda sıkıntı çekmemektedir.

Ulusal anlamda en çok dillendirdiğimiz söylemlerden birisidir. Terör örgütü terör örgütüdür. Az zararlısı çok zararlısı olamaz. 14 Bin öğretmen, doğuda da kalsa, batıya da gelse, zihniyetinde olduğu gibi ancak terörist yetiştirecektir.

 

 

Bu ülkenin bağrından kopup gelen aslan gibi yiğitlerin parçalanmış bedenleri anaları kadar hepimizin yüreğini yakıyor. Ateş düştüğü yerde kalmıyor. Hepimizin içini yakıyor.